1) KİLİS’TE HAFİF TİCARİ ARAÇ İLE OTOMOBİL ÇARPIŞTI:3 YARALI
KİLİS’te hafif ticari araç ile otomobilin çarpıştığı kazada 3 kişi yaralandı.
Kaza, dün öğle saatlerinde Kilis-Hatay kara yolunun 22’nci kilometresinde meydana geldi. H.Ş.’nin kullandığı 79 AAS 412 plakalı otomobil ile M.M.Y’nin kullandığı 31 AJK 557 ile hafifi ticari araç çarpıştı. Kazayı görenelr durumu 112 Acil Çağrı Merkezi ekiplerine bildirdi. Sağlık görevlileri yaptıkları kontrolde hafif ticari araç sürücüsü M.M.Y. ile E.Y ve S.Y.’nin yaralandığını belirledi. Yaralılar, Prof. Dr. Alaeddin Yavaşca Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Kaza ile ilgili soruşturma sürüyor.
Görüntü Dökümü
————————–
– Olay yerinden görüntü
– Araçlardan görüntü
– Genel ve detay görüntüler
Haber-Kamera: Reşit ÇELEBİOĞLU-KİLİS-DHA
==================================================
2) VAN’DA 102, HAKKARİ’DE 70 YERLEŞİM YERİNİN YOLU KARDAN KAPANDI
VAN ve Hakkari’de dün akşam saatlerine kar yağışı etkili oldu. Van’da 102, Hakkari’de 70 yerleşim yerinin yolu ulaşıma kapandı. Ekipler, kapanan yolları açmak için çalışma başlattı.
Günlerdir aralıklarla yağmurun etkili olduğu Van’da, gece saatlerinde mevsimin ilk karı düştü. Van genelinde kar yağışı ile birlikte 41 mahalle ile 61 mezra yolu olmak üzere toplam 102 yerleşim yerinin yolu ulaşıma kapandı. Van Büyükşehir Belediyesi ile Karayolları ekipleri, kapanan yolları açmak için çalışma başlattı. Kar yağışı özellikle Başkale ilçesinde etkili oldu. İlçede akşam saatlerinde başlayan ve aralıklarla devam eden kar yağışı sonrası ilçe geneli beyaza büründü.
KAR KALINLIĞI 50 SANTİMETRE
İlçede kar kalınlığı 20 santimetreyi geçerken, yüksek kesimlerde 50 santimetreyi buldu. Gece saatlerinde havanın sıfırın altında 8 dereceye kadar düştüğü ilçede, çatılarda uzun buz sarkıtları oluştu. Sabah saatlerinde iş yerlerini açan esnaf, küreklerle iş yerlerinin önünü temizledi. Karayolları, Van Büyükşehir Belediyesi ve Başkale Belediyesi karla mücadele ekipleri de kar küreme ve tuzlama çalışmaları başlattı.
HAKKARİ’DE DE KAR YAĞIŞI
Hakkari’de de dün akşam saatlerinde etkisini gösteren kar yağışı nedeniyle kent genelinde 19 köy ve 51 mezra yolu ulaşıma kapandı. Hakkari Belediyesi ekipleri kent merkezi ve mahallelerde çalışma yürütürken, Hakkari İl Özel İdaresi ekipleri kapalı köy ve mezra yollarını açmak için iş makineleriyle yoğun çalışma başlattı. Yetkililer, kar yağışı ve olumsuz hava koşullarına karşı sürücüleri dikkatli ve tedbirli olmaları konusunda uyardı. (DHA)
Görüntü Dökümü
—————————–
HAKKARİ
-Kar yağışından sonra Hakkari’nin genel görüntüsü
-Çarşı merkezindeki esnafların iş yeri önünü temizlemesi
-Araç sahiplerinin araçlarını temizlemesi
-Belediye ekiplerinin küreklerle kar çalışması
-Kar süpürme aracın çalışması
-Genel detay
VAN-BAŞKALE
-Kar yağışından detaylar
-Araç ve vatandaşlardan detaylar
-Kar ve sisten detaylar
Haber-Kamera: Mehmet ÖZKAN-Harun AKSU/VAN-HAKKARİ, (DHA)-
==================================================
3) IĞDIR’DA HAVA KİRLİLİĞİ ‘ALARM’ VERİYOR
IĞDIR Üniversitesi’nden Doç. Dr. Aysun Altıkat, kentteki hava kirliliğinin alarm düzeyine çıktığını söyledi. Geçen yıl kasım ayında PM10 değerinin 168 olduğunu, bu yıl 350 ppm seviyelerine ulaştığını belirten Doç. Dr. Altıkat, “Demek ki insanlar hala kalitesiz yakıt kullanmaya devam ediyorlar. Demek ki doğal gaz dönüşümü istenilen seviye ve hız da değil. Buranın havasının kesinlikle bir tek haneye bile tahammülü yok. Tek bir haneden çıkacak kirliliğe, dumana tahammülü yok” dedi.
Doğu Anadolu Bölgesi’nin ‘Çukurova’sı olarak bilinen Iğdır’da hava kirliliği alarm veriyor. Dağlar arasında kurulu olduğu için rüzgar sirkülasyonu olmayan Iğdır’da kış aylarında kalitesiz yakıt kullanımıyla birlikte hava kirliliğinde artış yaşanıyor. Iğdır Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aysun Altıkat, kentteki hava kirliliğinin her geçen yıl arttığını belirtti.
‘KENTİN KANAYAN YARASI’
Doç. Dr. Altıkat, geçen yıl kasım ayında PM10 (çapı 10 mikrometre veya daha küçük olan parçacıklar) değerinin 168 olduğunu, bu yıl 350 ppm seviyelerine ulaştığını söyledi. PM2.5 (çapı 2,5 mikrometre veya daha küçük olan parçacıkları) değerinin ise geçen yıl 105 ppm olarak ölçüldüğünü, bu sene bu rakamın 172 ppm’e çıktığını bildirdi. Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı hava için PM10’da 15 ppm, PM2.5’te 5 ppm sınırı önerdiğini hatırlatan Altıkat, hava kirliliğinin kentin kanayan bir yarası olduğunu söyledi. Iğdır’ın kış aylarında çok yüksek miktarda hava kirliliği yaşadığına dikkat çeken Altıkat, her senenin bir önceki yıldan daha kötü olduğunu söyledi. Kasım ayında belirlenen rakamların aralık ve ocak aylarında daha artmasından endişe ettiğini kaydeden Altıkat, radikal tedbirlerin alınması gerektiğini bildirdi.
‘DAĞLARA ÇARPAN HAVA, TEKRAR ŞEHİR MERKEZİNE DÖNER’
Konuyla ilgili Iğdır Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü’nün eylem planı hazırladığını vurgulayan Altıkat, şunları söyledi: “Bu plana riayet etsek, Iğdır için nispeten yaşanabilir bir hava kalitesi gözlemleyebiliriz. Ne yazık ki çok kalitesiz yakıt kullanılıyor. Doğal gaz abone sayısı artıyor ama Iğdır’da bir düzelme yerine, geri doğru bir gidişat söz konusu. Demek ki insanlar hala kalitesiz yakıt kullanmaya devam ediyorlar. Demek ki doğal gaz dönüşümü istenilen seviye ve hız da değil. Buranın havasının kesinlikle bir tek haneye bile tahammülü yok. Tek bir haneden çıkacak kirliliğe, dumana tahammülü yok. Çünkü burada çok ciddi inversiyon var. Özellikle bu kış aylarında bacalardan duman yükselir, uzaklaşsın gitsin dersiniz, rüzgar hızı yetersizdir. Bir nebze gider, yanı başımızdaki yüksek dağlardan ötürü buraya çarpan hava, tekrar şehir merkezine döner.”
‘DOĞAL GAZ DÖNÜŞÜMÜ TAMAMLANMALI’
Çok hızlı ve çok radikal tedbirler alınmasını tavsiye eden Altıkat, “İnsanlar doğal gaz dönüşümlerini yapamıyorlarsa, teşviklerle bunun tamamlanması lazım. Bireysel sistem yerine merkezi sistemin uygulanması gerekir. Halkın ekonomik durumu buna müsaade etmiyorsa, desteklerle doğal gaz dönüşümü tamamlanmalı” diye konuştu. (DHA)
FOTOĞRAFLI
Görüntü Dökümü
————————–
-Kent merkezinden genel ve detay görüntüler
-Doç. Dr. Aysun Altıkat’ın konuşması
Haber-Kamera: Özkan AYDIN / IĞDIR,(DHA)
==================================================
4) KURUYUNCA KUŞLARIN DA TERK ETTİĞİ GÖL, YAĞIŞLARLA YENİDEN ‘HAYAT’ BULDU
SİVAS’ta geçen yıllara göre erken yağan kar, küresel ısınma nedeniyle kuruyan ve kuşların da terk ettiği Bingöl Gölü, son yağışlarla yeniden su tuttu. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nden (SCÜ) doktor Fatih Kartal, “Bu periyodik yağışlar ve beraberinde artan su oranları kuş çeşitliliğini yeniden getirdi ve bu alanlar yeniden kuşlara ev sahipliği yapmaya başladı” dedi.
Kentte geçen yıllara göre erken gelen kar yağışı küresel ısınma nedeniyle kuruyan birçok göl ve akarsuya hayat verdi. Kent merkezi yakınlarında, başta angut, turna ve ördeklerin üreme yeri olarak bilinen, göçmen kuşların da uğrak noktası olan ancak yaz aylarında tamamen kuruyan Bingöl Gölü, son yağışlarla yeniden su tuttu. Eski haline dönen Bingöl Gölü’nde turna ve ördekler yeniden yoğun olarak görülmeye başladı.
SCÜ Eğitim Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Fatih Kartal, iklimin çok değişken bir olay ve mevsimsel dağılış içinde de çok farklılıklara sebep olabildiğine dikkat çekerek, “Bu beraberinde yıllar bazında değişken bir yağış ortalaması, kurumaya yüz tutmuş göller ve barajlara can suyu olabiliyor. Geçmiş yıllara bakıldığında geçen sene 24 Kasım itibarıyla Sivas’a gelen yağış ortalamasına göre bu yıl 1 hafta erken geldi. Tabii ki bu hem bizler hem de tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için çok önem arz etti. Artık kuraklık gün geçtikçe kendisini daha çok gösteren bir durum olduğu için çok büyük zararlara yol açıyordu. Bu süreçte en büyük sıkıntı yaşadığımız şey barajlar ve göletlerdeki suların tükenmesidir. Ama bu sene yağışlarla birlikte havzaya can suyu geldi. Bu süreç içerisinde 2-3 defa çok iyi diyebileceğimiz bir yağış ortalamasıyla karşı karşıya kaldık. Bingöl ve Ulaş havzasındaki tamamen kuruyan göllerin kısmi olarak dolmaya başladığını görebiliyoruz” diye konuştu.
‘ARTAN SU ORANLARI KUŞ ÇEŞİTLİLİĞİNİ YENİDEN GETİRDİ’
Göllerin suyla dolmasıyla bölgede kuş çeşitliliğinin yeniden arttığını söyleyen Kartal, “Sulak alanlar hem dünyada hem de Türkiye’de önemli konular arasına girmektedir. Çünkü sulak alanlar ciddi anlamda ekosistemi barındıran sahalardır. Bu ekosistem içerisinde kuşlar vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Tabii ki göçmen kuşlar da sulak alanları ciddi anlamda tercih ediyor. Kuraklığın kendisini göstermesiyle birlikte kuşların da o alanları terk ettiğini görüyoruz. Ama bu periyodik yağışlar ve beraberindeki artan su oranları kuş çeşitliliğini yeniden getirdi ve buralar yeniden bu kuşlara ev sahipliği yapmaya başladı” ifadelerini kullandı. (DHA)
Görüntü Dökümü
———————–
-Gölden görüntü
-Göldeki kuşlardan görüntü
-Dron görüntüsü
-Dr. Fatih Kartal röportajı
-Genel Detay
-Gölün kurumuş halinden arşiv detaylar
Haber-Kamera: Hüsnü Ümit AVCI-Uğur YİĞİT/SİVAS, (DHA)
==================================================
5) MESLEĞİNDEN VAZGEÇİP, SAFRAN ÜRETİMİNE BAŞLADI; GRAMI 700 TL
BOLU’da mali müşavirlik mesleğini bırakıp, hayalini kurduğu çiftçiliğe yönelen Şeyda Yoltaş (32), kapalı ortam tarımı modeli ile 50 metrekarelik alanda safran üretimi yapıyor. Gramı yaklaşık 700 TL olan safranın üretimine ilişkin Yoltaş, “Arılar gelmeden, erkek organ polenlerini dağıtmadan safranı toplamak ciddi bir emek maliyeti, işçi maliyeti. Burada biz bu süreci çok daha rahat atlattık. Yine çok çalıştık ama tarladakilere nispeten çok daha rahattık” dedi.
Çocukluk hayali olan üreticiliği gerçekleştirmek için 2012’den bu yana araştırma yapan Şeyda Yoltaş, iktisat lisansı, bankacılık-finans yüksek lisansı ve doktora eğitimi aldı. Mali müşavir olarak çalışan Yoltaş, yaptığı mesleğini bırakarak tarıma yöneldi. Yoldaş, kendi imkanlarıyla kapalı ortam tarımı modeli ile 50 metrekarelik alanda gramı yaklaşık 700 TL’ye satılan safran üretmeye başladı.
‘SAFRANIN ÇOK FAZLA FAYDASI VAR’
Üretici olmak istediğini belirten Yoltaş, “Bir şey yaratmak, bir katma değer yaratmak istiyordum. Çiftçilik de çok kıymetli, insan sağlığı için çok kıymetli, sürdürülebilirlik için çok kıymetli. Bu yüzden tercih ettim. Safranın çok fazla faydası var. Göz sağlığına, cilt sağlığına, kanserli hücrelerle mücadele ettiğini biliyoruz, tansiyonu düzenlediğini biliyoruz. Tabii ki kronik rahatsızlıkları olanlar muhakkak doktorlarına danışmalı. Bu her ürün için böyle. Günde bir bardaktan fazla tüketilmemeli, onu da söylemeliyim. Çünkü içeriği çok güçlü safranın. Kapsül halinde takviyelerle de çok destekleniyor. Üretim aşaması topraktaki ile bizdeki çok farklı. Topraktaki çok işli, çok meziyetli. O yüzden de biraz pahalı bir bitki. Pahalı bir bitki diyoruz ama aslına bakarsanız 1 gram safran bir kişiye, bir ay yeterli oluyor. Böyle düşündüğünüzde aslında çok yüksek bir fiyat değil” dedi.
‘TARLADA SOĞAN GELİŞİMİ BİRAZ YAVAŞ OLUYOR’
Şeyda Yoldaş, “1 Ekim gibi safranlarımızı odaya aldık, kasım ortası gibi hasat yapmaya başladık. Hasatta elle tek tek çiçekler koparılıyor. Yeşil yapraklar konusunda topraktakine nispeten çok avantajlıyız. Yeşil yapraklarımız çok önemli. Gelecek sene soğan alabilmek adına çok önemli. Onlara zarar vermeden biz burada daha kolay çalışabiliyoruz. Tarlada bu çok mümkün olmuyor. O yüzden tarlada soğan gelişimi biraz yavaş oluyor. Biz her sene burada soğan alıp, soğan satışından ek gelir elde edebiliyoruz. Safran çiçeği, bir gecede açıyor. Ve açtığında yapraklarını iyice açılmadan toplamak bitkinin içeriği açısından, safran stigmalarının içeriği açısından çok önemli. Tarlada, burada, bu noktada da ayrılıyoruz. Burayı ben tarlaya ekseydim; 1,5 dönümden fazlaydı, gün ışımadan toplamak gerekiyordu. Arılar gelmeden, erkek organ polenlerini dağıtmadan safranı toplamak ciddi bir emek maliyeti, işçi maliyeti. Burada biz bu süreci çok daha rahat atlattık. Yine çok çalıştık ama tarladakilere nispeten çok daha rahattık. En azından içeriği kontrol edebiliyoruz, ışıklarımızı kapatabiliyoruz ya da çiçeklenme döneminde bitkinin istediği sıcaklığı, nemi, karbondioksiti ayarlayabiliyoruz. Doğada maalesef bunlar, çok mümkün olmuyor. Risklerle karşı karşıyasınız. Bu şekilde safran çiçeği tam açılmadan çıktığında kopartıp, el ile tek tek, burada 30 bin adet soğan var. Tek tek el ile kopartıp, tek tek el ile içindeki 3 stigmayı kopartıyoruz. Safranı kıymetli yapan aslında bu el işçiliği” diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
————————–
-Safran üretim yerinden detay
-Şeyda Yoltaş röp.
Haber-Kamera: Zübeyde ÖZMEN/BOLU,(DHA)
==================================================
6) LİSELİLER, GIDA KRİZİNE KARŞI YENİLEBİLİR OTLARI TANIYOR
İZMİR’de lise öğrencilerinden oluşan Sürdürülebilir Kalkınma Gençlik Liderleri Eğitim Programı (SÜGEP) üyeleri, Ege’nin köklü yabani yenilebilir ot kültürünü tanımak amacıyla Unknown Heritage (Bilinmeyen Miras) adıyla proje hazırladı. Urla’nın Bademler köyünde hasat edilen otlar kullanılarak pişirilen yemekleri yiyen öğrenciler, deneyimlerini Atina’daki Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) sempozyumunda anlatacak.
İzmir’deki lise öğrencileri, ‘Bilinmeyen Miras’ projesi kapsamında iklim değişikliklerine bağlı gıda krizine karşı dirençlilik oluşturmak üzere Ege’nin köklü yabani yenilebilir ot kültürünü tanımak için bir saha çalışması gerçekleştirdi. SÜGEP üyesi öğrenciler, Urla’da otların hasat edilmesinin ardından şeflerin özel olarak hazırladığı menüler eşliğinde keyifli bir gastronomi deneyimi yaşadı.
‘DOĞAYA YÖNELECEĞİZ’
Dünyadaki iklim değişikliği ve artan kuraklık tehlikesine dikkat çeken SÜGEP Eğitim Koordinatörü ve biyolog Çiçek Dilsiz, şöyle konuştu: “Gelecekte açlık riski söz konusu. Bununla karşılaştığımızda yaşamımızı nasıl idame ettirebilir ve karnımızı nasıl doyurabiliriz, bununla ilgili bir çalışmamız var. Öğrencilerimizin yabani otların da insanların karınlarını doyurmak adına kullanılabileceğini anlamalarını, o otları tanımaları ve nasıl besin elde edip tüketebileceklerini bilmelerini istiyoruz. Sadece sentetik olarak tükettiğimiz hali, hazırdaki gıdalar besin değeri yüksekmiş gibi algılanıp tüketiliyor ama yarın bir gün bunlardan mahrum kaldığımızda doğaya yöneleceğiz. Bunun için doğadaki otları tanımamız, onların besin değerlerini, nasıl toplanabildiğini, nasıl pişirildiğini ya da çiğ olarak nasıl tüketildiğini öğrenmek istiyoruz.”
‘DEDELERİMİZİN BİLDİĞİ OTLARI ARTIK BİZLER DE ÖĞRENECEĞİZ’
Projenin doğayı koruma ve farkındalık sağlama amacıyla hayata geçirildiğini kaydeden Dilsiz, yurt dışı ayağının da önemini belirterek “Türkiye’de farkındalığı oluşmuş bilinçli çocukların bu işle ilgilenmesi çok özel. Bunu dünyaya bizim gençlerimiz tanıtacak. Projenin yurt dışı ayağı, nisan ayında bir haftalık bir süreyi kapsıyor. Çocuklarımız, UNESCO bağlamında davet edildiler. Bu projenin sunumunu oradaki farklı ülkelerden gelen 500’e yakın akranlarına yapacak ve Türk gençleri olarak göğsümüzü kabartacaklar” diye konuştu. Coğrafya öğretmeni Kübra Özçelik Özer ise ormanları gezdiklerini fakat otları tanımadıklarını kaydederek, “Bundan sonra daha dikkatli olacağız. Kaybolan mirasımız olan, dedelerimizin bildiği otları artık bizler de öğreneceğiz. Öğrencilerimiz restoranda bunu pişirerek, bilgilerini pekiştirmiş de olacak” dedi.
KARAHİNDİBA ÖZEL BİR BİTKİ’
Üretici ve uzman tadımcı Duygu Özerson Elekdar da öğrencilere bitkileri tanımanın ve doğadan toplamanın ipuçları hakkında bilgiler verdi. Urla’da yaşayan bir girişimci ve üretici olarak bölgedeki yenilenebilir otların değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Elekdar, “Gençlere hem zeytinyağını hem de yenilebilir doğayı anlattığımız eğitimler veriyoruz. Bugün de doğanın coştuğu, bütün yenilebilir otların Urla’yı sardığı bir dönemde meraklı gençlere elimden geldiğince otları anlatmaya çalıştım. Bu otlardan biri karahindiba. Vücuttaki toksinleri temizleyen, dünyanın her yerinde bulunabilen ama özel bir bitki. Çiğ olarak, haşlayarak, reçetelere dahil edilerek, bir meyve suyuna dönüştürülerek tüketilebiliyor. Vücudumuz için gerekli besin değerlerini içeren bir bitkidir. Manavda marul olarak bulduğumuz bitkinin atasıdır. Kocaman bir maruldan çok daha fazla besin değeri içeriyor” açıklamasında bulundu.
‘BESİN ZİNCİRİMİZİ ÇEŞİTLENDİRMEK ZORUNDAYIZ’
Gıda krizine karşı yenilebilir otların her geçen gün daha büyük önem taşıdığını anlatan Elekdar, “Bu otların aslında sınırsız bir kaynak olmadığını, onları besin zincirimize dahil etmemiz gerektiğini anlatıyorum. Bugün çocukları biraz doğaya yaklaştırıp, bu otu tattırdık. ‘Acı’ dediler ama roka da acı. Ama biz ona alışkınız. Ön yargılarımızı kırarak insanların doğaya bakışını değiştirip, doğayla ilişkimizi yeniden yapılandırmak amaçlı eğitim veriyorum. Yerelde tüketmek, gıda kaynaklarına herkesin bulunduğu yerde ulaşabilmesi sürdürülebilirlik açısından temel bir gereksinimdir. Urla’da yenilebilir ot kültürünün bu kadar fazla mutfakta olmasının nedeni de zamanında yaşamış olduğu kıtlıktır. Besin zincirimizi çeşitlendirmek, daha ulaşılabilir ve ekonomik besin kaynaklarına ulaşmak standardize edilerek sunulan tek tip elma ya da domatesten kurtulmak ve ufkumuzu genişletmek zorundayız” diye konuştu.
‘UNUTULAN KÜLTÜRÜMÜZÜ GERİ GETİRMEK İÇİN BU PROJEYE BAŞLADIK’
Daha önce hiç görmedikleri ve tatmadıkları otlarla tanıştıklarını anlatan 9’uncu sınıf öğrencisi Defne Tavlı (14) “Bizim projemiz aslında Ege’de unutulan otların yemek olarak değerlendirilmesi için hazırlandı. Yabani otları bulup, onlardan güzel güzel yemekler yapmayı öğreneceğiz. Şu an otları tanıyoruz. Unutulan kültürümüzü geri getirmek için bu projeye başladık, mutlu hissediyorum kendimi. Örneğin bu otlardan kuzukulağını biliyordum ama bilmediklerim de vardı. Hepsini inceledik. Birazdan pişecek merak ediyorum lezzetini” dedi. Naz Nakilist (15) ise “Bu proje hepimizin sürdürülebilir ve çevre dostu olma bilinciyle geliştirildi. Atina’da bu projeyi sunacağız” diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
————————-
-Farklı otlardan genel detay görüntü
-Otlarla ilgili öğrencilere verilen eğitim
-Biyolog Çiçek Dilsiz ile röp.
-Uzman tadımcı Duygu Özerson Elekdar ile röp.
-Öğrencilerle röp,
-Yemekleri yiyen öğrencilerden görüntü
Haber: Nevra UÇKAÇ – Kamera: Gökhan KILIÇ / İZMİR, DHA)
==================================================
7) BAKANLIK PROJESİYLE HAYVANCILIĞA BAŞLAYAN AYŞEGÜL: ŞİMDİDEN 7 BUZAĞIM OLDU BİLE
AYDIN’da zootekni eğitimi aldıktan sonra memleketi Muğla’ya dönen Ayşegül Koçal (30), ‘Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek’ projesinden aldığı destekle hayali olan büyükbaş hayvan besiciliğine başladı. Hayvanlarla iç içe olmayı sevdiğini belirten Koçal, “Şimdiden 7 buzağım oldu bile. Üretmeye devam edeceğim” dedi.
Menteşe ilçesi Yerkesik Mahallesi’nde yaşayan Ayşegül Koçal, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden mezun olduktan sonra hayvancılık yapmaya karar erdi. Koçal, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın başlattığı ‘Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek’ projesine başvurdu. Genç üretici, proje kapsamında 5 yıl düşük faizle 3 milyon lira kredi almaya hak kazanarak, 30 damızlık büyükbaş hayvan sahibi oldu. Hayvancılık yapma hayaline attığı ilk adımı güçlendirdiğini belirten Koçal, bilgi, emek ve cesaretiyle kırsalda yeni bir başarı hikayesi yazmanın mutluluğunu yaşadığını söyledi.
‘İŞİMİ ÇOK SEVİYORUM’
Koçal, “İlk etapta kendimizi hazır hissettik. Bu işi yapabileceğimize inandık. Ailecek annem, babam, ağabeyim ortak karar verdik ve ‘Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek’ projesine başvurdum. Şu an Iğdır’dan getirdiğim hayvanlarım var. Hiçbir problem yaşamıyorum. Alışma sürecinde oldukları için meraya çıkarmıyorum. Şimdiden 7 buzağım oldu bile. Gençler belki sosyal hayattan kaynaklı hayvancılık yapmak istemiyor olabilirler ama ben işimi çok seviyorum” dedi.
‘ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİM’
Hayvanlarla iç içe olmayı sevdiğini belirten Koçal, “Bugün ülkem için ne yaptım diye düşünüyorum. Bu işin vicdani boyutu var. 500 litre süt ürettim ya da şu kadar et ürettim gibi ülkeye yararlı olma düşüncesi içerisindeyim. Üretmeye devam edeceğim. Yorucu bir iş ve sosyal hayatınızdan ödün veriyorsunuz ama yine de çalışırken keyif alıyorum. Bir buzağıyı sevmek, gözlerinizin içine bakması ve koşulsuz size bağlı olması anlatılmaz bir duygu. Mevcut durumdan memnunum. Sektör ilerlemeye doğru gittiği için bizi de büyümeye sevk ediyor” diye konuştu. (DHA)
Görüntü Dökümü
————————-
– Ayşegül Koçal’ın hayvanlara saman vermesi
-Ayşegül Koçal’ın hayvanlarla ilgilenmesi
-Ayşegül Koçal’ın buzağısını sevmesi
-Ayşegül Koçal ile röp.
Haber – Kamera: Cavit AKGÜN / MUĞLA, (DHA) –
