DHA Görüntülü Yurt Haber Bülteni – 3

1) BOLU DAĞI’NA MEVSİMİN İLK KARI DÜŞTÜ

BOLU Dağı’nın D-100 kara yolu geçişine mevsimin ilk karı düştü. Sabah saatlerinden itibaren bölgede, hafif kar yağışı etkili oldu.

Ankara ile İstanbul arasındaki önemli geçiş güzergahı olan Bolu Dağı’nda gece saatlerinde etkili olan yağmur, sabah saatlerinde yerini kara bıraktı. Bolu Dağı’nın D-100 kara yolu geçişine mevsimin ilk karı düştü. Karanlıkdere ve Seymenler mevkilerinde hafif kar yağışı aralıklarla etkili oldu. Kar yağışı zeminde etkili olmazken, Karayolları ekipleri yol güzergahları üzerinde buzlanma riskine karşı tuzlama çalışması yaptı. Ulaşımda aksama yaşanmadı. (DHA)

Görüntü Dökümü

—————————

-D-100 kara yolu geçişinde kar yağışından detay

-Karayolları aracından detay

Haber-Kamera: Mutlu YUCA-Zübeyde ÖZMEN/BOLU,(DHA)

==================================================

2) OTOMOBİLE ÇARPAN MOTOSİKLET SÜRÜCÜSÜ YARALANDI

ANTALYA’da Güllük Alt Geçidi’nde otomobile çarpan motosikletin sürücüsü yaralandı. Yaralı sürücü hastaneye kaldırılırken, alt geçitte trafik kısa süreli aksadı.

Kaza, dün saat 22.00 sıralarında Muratpaşa ilçesi Altındağ Mahallesi Güllük Caddesi üzerindeki Güllük Alt Geçidi’nde meydana geldi. 01 BEM 079 plakalı motosikleti kullanan Emir Kaan E., aynı yönde seyir halinde olan 07 ABE 266 plakalı otomobile henüz bilinmeyen nedenle arkadan çarptı. Çarpmanın etkisiyle motosikletten savrulan sürücü, yol üzerine düşerek sol bacağından yaralandı.

Kazayı gören diğer sürücülerin ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralı motosiklet sürücüsüne ilk müdahale sağlık ekibi tarafından sedye üzerinde yapıldı. Yaralı sürücü Emir Kaan E., ambulansla Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılırken, polis ekipleri alt geçitte güvenlik önlemi aldı. Kazaya karışan motosiklet çekici yardımıyla yoldan kaldırılırken, kontrollü sağlanan trafik normale döndü. (DHA)

Görüntü Dökümü

————————

– Olay yerinden cep telefonu görüntüsü detay

– Kazaya karışan motosiklet detay

– Sağlık ekipleri detay

– Yaralı motor sürücüsünün ambulansa taşınması detay

Haber – Kamera: Tunahan KIR/ANTALYA, (DHA)

==================================================

3) YILBAŞI HİNDİSİ 800 İLE 1000 LİRA

TÜRKİYE’de, özellikle yılbaşı sofralarının yemeği hindi, ağırlığına göre 800 ile 1000 lira arasında satılıyor. Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde fabrika ve çeşitli ilçelerde çiftlikleri bulunan firmanın yönetim kurulu üyesi Tibet Bahar, hindi fiyatlarında bu yıl herhangi bir artış yaşanmadığını belirterek, 4-6 kilo arasında sahadan alınıp tüketildiğini ifade etti.

Türkiye’nin en önemli beyaz et üreticilerinden Antalya Organize Sanayi Bölgesi’nde fabrika ve çeşitli ilçelerde çiftlikleri bulunan firmanın yönetim kurulu üyesi Tibet Bahar, önümüzdeki yılbaşı dönemine ilişkin iç piyasa ve ihracata yönelik, yılbaşı sofralarının geleneksel yemeği hindi satışlarına yönelik bilgi verdi. Tibet Bahar, Türkiye’de şu anda entegre hindi tesisi 3 firma bulunduğunu belirterek, bu firmaların toplamda yıllık 6 milyona yakın hindi üretimi gerçekleştirdiğini, bunun yüzde 10 civarındaki kısmının ihracata gittiğini anlattı. Bahar, “Ancak bu ürünlerimizin çoğunu bütün hindi ya da asal parça olarak değil, inovatif, katma değeri yüksek ürünler olarak gönderiyoruz. Şarküteri, konserve ve işlenmiş diğer ürünler olarak bu ihracatı gerçekleştiriyoruz. 2022 yılında başladığımız konserveler çok güzel bir örnek olur. Yakın zamanda Avrupa iznimizi de aldık. Biri hindi tandır, diğeri de hindi fileto. İkisi de protein oranı olarak, besleyicilik olarak çok değerli ürünler. Ve son derece natürel ürünler. Bu iki ürünün de üretiminde sadece et, su, tuz ve zeytinyağı var” dedi.

İÇ PİYASA SEVKİYATLARI BAŞLADI

Bu yılbaşı dönemiyle ilgili hindi sevkiyatlarının Türkiye’nin dört bir yanına başladığını açıklayan Tibet Bahar, “Yurt dışına ve iç piyasaya ürünlerimizi gönderdik. Katar ve diğer Arap ülkelerinin tercihleri oldu bu sene. Onlara ürünlerimizi hazırlayıp gönderdik. İç piyasaya da yaklaşık 30 ila 40 bin arasında hindi sevkiyatımız oldu” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE SADECE YILBAŞINDA HATIRLANIYOR

Hindinin Avrupa ve Amerika’da çok yaygın tüketildiği, Türkiye’de ise 1980’lerden bu yana artış gösterdiğini, ancak hala ‘yılbaşı eti’ olarak düşünüldüğünü dile getiren Bahar, “Hindi eti Avrupa, Amerika gibi bölgelerde yılın 12 ayında tüketilen bir ürün. Avrupa ve Amerika gibi ülkelerde geleneksel olarak her zaman tüketilen hindi maalesef Türkiye’de sadece yılbaşı ürünüymüş gibi ilgi görmekte. Türkiye’de bu eti sadece yılbaşı ürünü olarak değil, yıl boyu tüketilebilecek bir ürün olarak tanıtmak istiyoruz” dedi.

‘TÜRKİYE’DE KİŞİ BAŞI TÜKETİM YILLIK 600 GRAM’

16 ülkeye ihracat yaptıklarını belirten Bahar, “Türkiye’de kişi başına düşen hindi tüketimi yıllık 600 gram. Bu Avrupa ve Amerika ortalamasından epey geride. Almanya’da kişi başına 6-7 kilo hindi eti tüketimi var yılda. Amerika’da ise bu rakam 17 kilolara kadar çıkabiliyor. Türkiye’de bilinçli olduğumuz bir et değil, geleneksel yemeklerimizin hiçbirinde tüketilmiyor. Lakin sağlık trendleriyle birlikte hızla menülerimize giriş gösteriyor. Kırmızı etten daha yüksek protein oranı sağlaması, beyaz etten daha düşük yağ oranı sağlaması ile insanların tercihi haline gelmeye başladı” dedi.

‘FİYATI 800-1000 TL ARASINDA’

Yılbaşı dönemi hindilerinin büyüme süreçlerine ilişkin planlamaların yaklaşık 1 yıl önceden yapıldığını da kaydeden Tibet Bahar, “Hindi dediğimiz hayvanın dişisi 10 kilo ideali, erkeği ise 20 kilolarda. Lakin bu ev tüketicisinin tüketebileceği bir rakam olmadığı için genelde biraz daha erken sahadan alınıp, 6 ile 4 kilolarda tüketim sağlanıyor. Fiyatlarda ise bu yıl artış yaşanmadı. 800-1000 TL arasında satışa sunuluyor” diye konuştu. (DHA)

Görüntü Dökümü

—————————

-Hindilerden detay

-RÖP: Tibet Bahar

-Hindi tesislerinden dron görüntüleri

-Hindi tesisinden et işleme ve konserveleme detayları

-ARŞİV hindi görüntüleri

Haber: Mehmet ÇINAR – Kamera: Mehmet YILMAZ/ANTALYA, (DHA)-

==================================================

4) BAŞKALE’DE DONDURUCU SOĞUKLAR; 2 METRE UZUNLUĞUNDA BUZ SARKITLARI OLUŞTU

VAN’ın Başkale ilçesinde kar yağışı sonrası dondurucu soğuklar etkili oluyor. İlçede hava sıcaklığı eski 12 dereceye kadar düşerken, evlerin çatılarında 2 metre uzunluğunda buz sarkıtları oluştu.

Van’ın yüksek kesimlerdeki kırsal mahallelerde 2 gün önce yağan kar, yaklaşık 40 santimetreyi buldu. Kar yağışı sonrası kapanan 102 yerleşim yeri yolu, Büyükşehir Belediyesi karla mücadele ekipleri tarafından ulaşıma açılırken, bölgede dondurucu soğuklar da etkili olmaya başladı. Başkale ilçesinde geceleri hava sıcaklığı, eksi 12 dereye kadar düştü. Soğuk hava ile birlikte evlerin çatılarında buz sarkıtları oluşurken, ağaç dalları kırağı tuttu. İlçedeki caddeler de adeta buz pistine döndü.

‘ÇOK ZORLANIYORUZ’

İlçede yaşayan Kiyasettin Bakışkan, soğuk havanın hayatı olumsuz yönde etkilediğini belirterek, “Türkiye’nin en yüksek ilçesi Başkale’de havalar çok soğuk. Çatılarda buz sarkıtları oluşmuş. Sabahları araçlar çalışmıyor. Gece hava eksi 12 dereceye kadar düşüyor. Soğuk nedeniyle çok zorlanıyoruz” dedi. (DHA)

Görüntü Dökümü

————————

-Dondurucu soğukların etkili olduğu Başkale ilçesi

-Evlerin çatılarında oluşan buz sarkıtlarından detaylar

-Buz sarkıtlarını düşürmeye çalışanlar

-Buz pistine dönüşen caddeler

-Kıyasettin Bakışhan ile röportaj

-Genel ve detaylar

Haber: Harun AKSU/BAŞKALE,(Van)-(DHA)

==================================================

5) KIŞ GELDİ, SOBA KULLANIMI ARTTI; KARBONMONOKSİT VE KARBONDİOKSİT İNSAN SAĞLIĞINA RİSK OLUŞTURUYOR

HAVALARIN soğumasıyla birlikte artan soba kullanımı, hava kirliliğini de beraberinde getirdi. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Adana Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Deniz Orhan, “Kömür kullanımından kaynaklanan karbonmonoksit, karbondioksit ve partikül maddeler kısa vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği gibi, uzun vadede de kronik hastalıkların gelişmesine zemin hazırlamaktadır” dedi

Havaların soğumasıyla birlikte kentteki evlerde ısınma ihtiyacı soba yakarak karşılanmaya başlandı. Kömür ve odun kullanılan sobaların yaygın olarak tercih edildiği, duman kaplayan mahallelerde nefes almak da güçleşiyor. Bacalardan çıkan dumanın karbonmonoksit salınımına yol açtığını belirten uzmanlar, soba kullanımını kentteki hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden biri olarak görüyor. Uzmanlar, bu durumun uzun vadede hem insan sağlığı hem de iklim değişikliği üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğuna dikkat çekiyor. Konuya ilişkin Demirören Haber Ajansı’na (DHA) açıklama yapan TMMOB’ya bağlı Adana Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Deniz Orhan, yaz aylarına kıyasla hava kirliliğinin arttığını belirtti.

‘HAVA KİRLİLİĞİ AÇISINDAN RİSK’

Orhan, kış ayının gelmesiyle birlikte fosil yakıtların kullanılması hava kirliliği açısından büyük risk taşıdığını söyleyerek, “Adana’da farklı bölgelerde konumlanmış 8 adet hava kalitesi ölçüm istasyonu bulunuyor. Geçtiğimiz haftalara kadar bu istasyonlardan elde edilen verilere baktığımızda hava kalite indeksinin genellikle ‘iyi’ ve ‘orta’ seviyelerde seyrettiğini gördük. Ancak kış şartlarının ağırlaşmasıyla birlikte, özellikle gelir seviyesi daha düşük bölgelerde soba yakımının artması ve kömür gibi fosil yakıtların kullanılması, hava kirliliği açısından ciddi bir risk oluşturmaya başlamaktadır” diye konuştu.

‘PLASTİK GİBİ UYGUN OLMAYAN YAKITLAR KULLANILIYOR’

Kömür ve odun yakılması sonucu oluşan karbonmonoksidin, insan sağlığı üzerinde olumsuzluk yaşattığını anlatan Deniz Orhan, “Kömür yakılması sonucunda karbonmonoksit, karbondioksit, azot oksitler ve özellikle partikül madde salınımı meydana geliyor. Bu kirleticilerin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bilimsel olarak da ortaya konmuş durumda. Solunum yolu hastalıkları, kalp-damar rahatsızlıkları, akciğer hastalıkları ve bazı kanser türleri bu kirleticilerle doğrudan ilişkilendirilmektedir Özellikle soba yakımının yoğun olduğu bölgelerde sabah ve akşam saatlerinde sis tabakası oluşma ihtimali artıyor. Bu durum çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan bireyler için ciddi bir sağlık riski oluşturuyor. Bununla birlikte zaman zaman kömür dışında, plastik gibi uygun olmayan yakıtların da kullanıldığı yönünde duyumlar alıyoruz. Bu tür yakıtlar hava kirliliğini çok daha tehlikeli boyutlara taşıyabiliyor” ifadelerini kullandı.

DOĞAL GAZ YAYGINLAŞMALI

Orhan, acil bir şekilde doğal gaz kullanımının yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Bunun yanı sıra Adana gibi yılda ortalama 300 gün güneş alan bir şehirde, güneş enerjisi başta olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapılması gerekiyor. Bu alanlarda verilecek teşvik ve hibeler, hava kirliliğinin azaltılmasına ciddi katkı sağlar. Hava kirliliğine neden olan bir diğer önemli etken de motorlu taşıt sayısı ve bunların oluşturduğu egzoz emisyonlarıdır. Elektrikli ve hibrit araçların teşvik edilmesi, toplu taşıma kullanımının artırılması ve bisiklet yollarının yaygınlaştırılması, sıfır ya da düşük emisyonlu ulaşımı teşvik edecekti.”

KISA VE UZUN VADEDE CİDDİ RİSKLER TAŞIYOR

Soba yakımının getirisinde oluşan hava kirliliğinin büyük bir insan sağlığı sorunu hale getireceğini aktaran Deniz Orhan, “Hava kirliliği, özellikle solunum yolu hastalıkları ve kalp-damar rahatsızlıklarına neden olabilmektedir. Kömür kullanımından kaynaklanan karbonmonoksit, karbondioksit ve partikül maddeler kısa vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği gibi, uzun vadede de kronik hastalıkların gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Bunun yanı sıra fosil yakıt kullanımı, iklim krizinin temel nedenlerinden biridir. İklim krizi; yağış düzenlerinin bozulmasına, kuraklığın artmasına ve tarımsal üretimin azalmasına yol açarak çok boyutlu sorunlar yaratmaktadır. Özellikle soba yakımının yoğun olduğu bölgelerde, akşam saat 17.00-18.00’den sonra çocukların, yaşlıların ve sağlık sorunu bulunan bireylerin dışarı çıkması bazı durumlarda sakıncalı olabilmektedir. Bu konuda hem bireysel önlemler alınmalı hem de gerekli kamu uyarıları yapılmalıdır” dedi. (DHA)

Görüntü Dökümü

———————–

– Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Deniz Orhan ile röportaj

– Soba ve çevre detayları

Haber:Yusuf YILDIZ – Kamera:Eser PAZARBAŞIADANA,(DHA)

==================================================

6) TEDAVİ EDİP DOĞAYA BIRAKTIĞI KIZIL ŞAHİN, AYLAR SONRA GERİ DÖNDÜ

HAKKARİ’nin Yüksekova ilçesinde dağ rehberi İskender Kahraman’ın evinde tedavi edip, doğaya bıraktığı kızıl şahin, 6 ay sonra geri döndü. Kahraman, “Hayvanlarda ciddi bir sadakat var. Yediği, içtiği ve enerji aldığı yeri unutmamış. Şimdi birlikte vakit geçiriyoruz” dedi.

Reşko Trekking Spor Kulübü yöneticisi ve dağ rehberi İskender Kahraman, 2 yıl önce Yüksekova’nın Cilo Dağları’nda tur rehberliği yaptığı sırada yaralı bulduğu yavru kızıl şahini evine götürdü. Yaklaşık 6 ay şahini tedavi edip, bakımını üstlenen Kahraman, bahar aylarında kuşu doğal yaşam alanına bıraktı. Doğaya salınan kızıl şahin, 2 ay önce Yüksekova’nın Kışla Mahallesi’nde yaşayan Kahraman’ın evinin önüne geldi. Kuşu karşısında gören Kahraman, büyük mutluluk yaşadı.

‘GÖRÜNCE ÇOK DUYGULANDIM’

Eve gelen şahini yeniden beslemeye başlayan ve zaman zaman kuş için santur çalan İskender Kahraman, “2 yıl önce doğada yaralı ve yavru halde bulduğum kızıl şahini evime getirmiştim. Yaklaşık 6 ay boyunca bakımını yaptım. İyileştikten sonra yaşam alanına geri bıraktım. Ancak aylar sonra tekrar evime geldi. Onu evimin önünde görünce çok duygulandım. Hayvanlarda ciddi bir sadakat var. Yediği, içtiği ve enerji aldığı yeri unutmamış. Şimdi birlikte vakit geçiriyoruz ve ona elimden geldiğince bakıyorum” dedi.

‘ŞİMDİ BIRAKIRSAM, HAYATTA KALMAYABİLİR’

Kuşun tembelleşmemesi ve avlanma yeteneklerini kaybetmemesi için dikkatli davrandığını belirten Kahraman, “Av özelliklerini kaybetmemesi için çok fazla et vermiyorum. Bahar aylarına kadar bana eşlik edecek. Kızıl şahin, en güçlü şahin türlerinden biridir. Şu an onu bırakmam doğru değil. Doğa Koruma ekipleri de bu tür kuşları bir süre besledikten sonra uygun zamanda doğaya bırakıyor. Şimdi bırakırsam, hayatta kalamayabilir” diye konuştu. (DHA)

Görüntü Dökümü

————————–

-Kızıl şahin kuşu

-Kuş’a et vermesi

-Kuşun beslenmesi

-Kuşu omuzuna alması

-Kuştan detay

-İskender Kahraman ile röportaj

-Santur çalması

-Santur dinleyen şahin kuşu

-Genel detaylar

Haber-Kamera: Yaşar KAPLAN/YÜKSEKOVA (Hakkari), (DHA)-

==================================================

7) ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER, İZMİR’DE KÜLTÜRLERİNİ TANITTI

İZMİR’deki devlet üniversitelerinde eğitim gören 10 farklı ülkeden 100’ü aşkın uluslararası öğrenci, Bakırçay Üniversitesi’nde buluşarak kültürlerini, yöresel kıyafetlerini, kültürel öğelerini ve geleneksel yemeklerini tanıttı.

İzmir’deki devlet üniversitelerinde eğitim gören Yemen, Azerbaycan, Fas, Filistin, Myanmar, Paraguay, Ekvator, Küba, Suriye, Moritanya gibi toplam 10 farklı ülkeden gelen 100’ü aşkın uluslararası öğrenci, Bakırçay Üniversitesi’nde kültürlerini, yöresel kıyafetlerini, kültürel öğelerini ve geleneksel yemeklerini tanıttı. İzmir Uluslararası Misafir Öğrenci Derneği, Bakırçay Üniversitesi Genç Ofis öğrencileri ve Medeniyet ve İlim Topluluğu iş birliğiyle gerçekleştirilen organizasyona üniversite öğrencileri yoğun ilgi gösterdi. Birbirlerinin yöresel kıyafetlerini deneyen öğrenciler, yöresel danslarını sergileyerek eğlenceli vakit geçirdi.

‘KISA BİR DÜNYA TURU YAPIYORLAR’

İzmir Bakırçay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü 3’üncü sınıf öğrencisi, Medeniyet ve İlim Topluluğu Başkanı Merve Çevik (21), “İzmir’de okuyan ama dünyanın dört bir tarafından gelen öğrenciler kültürlerini tanıtmaya, kardeşlik ve beraberlik oluşturmaya geldi. Üniversitemizde kaynaşma ortamı oldu” dedi. Çevik, “Her ülkenin standında kendisine ait yemekleri, yöresel kıyafetleri ve vatandaşları bulunuyor. Öğrencilerin dikkatini çok çekiyor. Farklı ülkelerin yemeklerini, yörelerini, kültürlerini öğreniyorlar. Bu şekilde bilgilenmiş, kültürlenmiş ve diğer ülkeleri kısa bir tur şeklinde dolaşıyorlar. Öğrencilerin gezme imkanları çok olmuyor ancak biz bugün dünyayı Bakırçay Üniversitesi’ne getirdik, burada kısa bir dünya turu yapıyorlar” diye konuştu.

‘ÜLKEMİ TANITIRKEN KENDİMİ YEMEN’DE HİSSEDİYORUM’

Yemen’den gelen Dokuz Eylül Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Raed Mohammed (22) de “Bugün bir kültürü, yemeklerimizi, sütlü çayımızı, Yemen’den getirdiklerimizi tanıtıyoruz. Ülkemizi, kültürümüzü ve geleneklerimizi paylaşıyoruz. Çay ve kurabiye sunumumuza öğrenciler ilk önce şaşırıyorlar. Genellikle tatlı buluyorlar ve nasıl yaptığımızı soruyorlar, biz de tariflerini veriyoruz. Ülkemin tanıtırken kendimi Yemen’de hissediyorum ve çok mutlu oluyorumö dedi.

‘KÜLTÜRÜMÜZÜ SEVİYORLAR ÇÜNKÜ ARAMIZDA ORTAK BİR BAĞ VAR’

Fas’tan gelen İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Mimarlık Fakültesi 4’üncü sınıf öğrencisi Nour Dahmani (22), “Bakırçay Üniversitesi’ne ülkemizi tanıtmak için geldik. Genel kültürümüzü, şehirlerimizi, kıyafetlerimizi ve doğal kozmetiğimizi göstermek istedik” dedi. Dahmani, “Türk öğrenciler kültürümüzü seviyorlar çünkü aramızda ortak bir bağ var. Arkadaş, kardeş olduğumuz için birbirimizi seviyoruz. Buraya gelen bütün ülkelerden öğrencilerle tanıştık” diye konuştu.

‘EN ÇOK YEMEN’İN KIYAFETLERİ VE YEMEKLERİ AKLIMDA KALDI’

İzmir Bakırçay Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Miraç Zorlu (23) ise “Bütün stantları gezdim, farklı ülkelerden farklı arkadaşlarla farklı deneyimler elde ettik. Onların yemeklerini ve kıyafetlerini denedik. Hepsi çok iyi insan, bize çok farklı tecrübeler kattılar. Kendi ülkelerini tanıttılar. Biz de onlarla muhabbet ederek arkadaşlık geliştirdik. Bazılarının telefon numarasını aldım, arkadaşlığımızı devam ettireceğiz” dedi.

“En çok Yemen’in kıyafetleri ve yemekleri aklımda kaldı, sütlü çaylarının tarifini aldım” diyen Zorlu, “Dünya coğrafyalarını tanımak açısından güzel bir etkinlik oldu. Böyle etkinliklerin artması gerekiyor çünkü çok fazla bireyselleştik, diğer toplumlardan uzaklaştık. Başka toplumlardan insanlarla tanışmak farklı duygular katıyor, empati duygusunu geliştiriyor. Farklı bir insanın farklı bir coğrafyada neler yaşadığını yakından görmek, birinci ağızdan dinlemek güzel bir his” ifadelerini kullandı. (DHA)

Görüntü Dökümü

—————————–

-Merve Çevik ile röp.

-Raed Mohammed ile röp.

-Nour Dahmani ile röp.

-Miraç Zorlu ile röp.

Haber: Seza Nur ALPDÜNDAR – Kamera: Mehmet KILINÇ / İZMİR, (DHA)

==================================================

8) 130 YILLIK ATA MESLEĞİ KEÇECİLİĞİ SÜRDÜREN ESNAFIN ATÖLYESİNDE MEVLANA HAFTASI YOĞUNLUĞU

KONYA’da 4’üncü kuşak keçeci Yunus Girgiç (34), 130 yıllık aile mesleğini sürdürüyor. Hazreti Mevlana’nın 752’nci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri nedeniyle atölyesinde yoğunluk olduğunu belirten Girgiç, “Keçe artık sadece çoban kepeneği, yer sergisi değil. Günümüzde birçok ürün yapılabiliyor. Özellikle gençlere tavsiyem, mesleğin unutulmaması adına işi öğrenmelerini istiyorum” dedi.

Babasının dedesinin 130 yıl önce başladığı keçeciliği 4’üncü kuşak olarak devam ettiren Yunus Girgiç (34), İrfa Medeniyeti Araştırma ve Kültür Merkezi’ndeki atölyesinde, Hazreti Mevlana’nın 752’nci Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri nedeniyle yoğunluk yaşıyor.

‘YAPIMINDA SADECE SU, SABUN VE YÜN KULLANILIYOR’

Mevlevilerin bazı eşyalarının keçeden üretildiğini söyleyen Girgiç, “Keçe, milattan önce 3’üncü yüzyılda doğmuş bir Türk sanatı, Türk geleneği. Ben de günümüzde 4’üncü kuşak olarak bu sanatı devam ettiriyorum. Keçecilik mesleğini Mevlevilerle birlikte düşündüğümüz zaman, başlarındaki sikkeli, arakiyeleri, haydariyeleri keçeden üretiyoruz. Keçe yapımında sadece su, sabun ve yün kullanılıyor. Teknolojinin olabildiğince az kullanılan bir malzeme, yapıldığı ilk günden bu yana değişmeyen bir meslek. Yeni nesil ürünler de yapılabiliyor. Şapka, terlik, patik ve ceket, yelek de üretiliyor. Yer sergisi, halı ve kilim de yapılıyor. Mevlana Haftası nedeniyle bir yoğunluk yaşıyoruz. Keçeciliği gelen misafirlerimiz seviyor, biz de yoğun bir şekilde çalışıyoruz” dedi.

‘ESKİDEN ZANAATTI, ŞİMDİ KESİNLİKLE BİR SANAT’

Son dönemde çeşitli kıyafetlerde keçe kullanıldığını belirten Yunus Girgiç, “Sadece semazen sikkesi değil, herkes için ürünlerimiz var. İnsanlar, vücuduna temas eden ürünlerin doğal malzeme olmasını istiyor. Hem sağlıkları hem de konfor için keçe tercih ediyorlar. Keçe yağmurlu havalarda suyu hemen geçirmez, şekli bozulmaz. Bu nedenle güncel giyim kuşamda insanlar kullanmak istiyor. Hem kullanım rahatlığı hem de geleneksel bir ürün olduğu için kültürel bir malzeme olarak da üstünde taşımak istiyorlar. Keçecilik, Türk kültürünün üretmiş olduğu bir meslek dalı. Eskiden zanaattı, şimdi kesinlikle bir sanat. Bu sanatı da hakkıyla öğrenmek gerekiyor. Keçe artık sadece çoban kepeneği, yer sergisi değil. Günümüzde birçok ürün yapılabiliyor. Özellikle gençlere tavsiyem, mesleğin unutulmaması adına işi öğrenmelerini istiyorum” diye konuştu.

‘AİLEDE DOĞAN HERKES, BU MESLEĞİ ÖĞRENMEK ZORUNDA’

Yunus Girgiç, “Elimizden geldiği kadar yetiştirmek için hem öğrencilerimiz, ham çıraklarımız var. Kendi çocuklarım var daha yaşları çok küçük ama onlara da öğreteceğiz. Ailemizin bir prensibi var. Ailede doğan herkes, bu mesleği öğrenmek zorunda. Ama meslek olarak yapmak zorunda değil” dedi. (DHA)

Görüntü dökümü

—————————-

-Keçeden çeşitli ürünlerin yapılması

-Keçe malzemelerden görüntüler

-Detaylar

-Yunus Girgiç röp

HABER: Hasan DÖNMEZ/KONYA, (DHA)-

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir